28 Nisan 2013 Pazar

"MADE IN BARCELONA" BEBEK VE STİLETTOLU ANNE


  Seninle geleceğim, dünyanın neresine olursa olsun ve hatta Fizan'a bile...

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde Ankara'da Sol isminde üniversite öğrencisi bir genç kız yaşarmış. Bir gün, bir arkadaşı onu Pep ile tanıştırmış: Geriye doğru taradığı kumral uzun saçları, beyaz teni ve keskin hatlarıyla İtalyan erkeklerini anımsatan bu genç adama ilk görüşte aşık olmuş Sol. Yakışıklı olduğu kadar zeki, sempatik ve pek de çapkınmış. İşte tam da bu yüzden Sol, tüm Türk kızlarının çok iyi bildiği nazlanma moduna geçmiş. Her karşılaşmalarında yalnızca Sol'le ilgileniyormuş Pep, birlikte saatlerce sohbet ediyorlarmış ancak "o muhtemelen bütün kızlara böyle davranıyordur zaten"  diye içinden geçirip uzaklaşıyormuş Sol.




Nazlanma seansları yaklaşık bir yıl kadar devam etmiş, taa ki bir akşam telefonla konuşurlarken Pep:
"Senden hoşlandığımı biliyorsun, sen de benden hoşlanıyorsun, şu arkadaşlık numaralarına bir son verelim artık, olur mu?" diye isyan edene dek.
"Henüz birbirimizi çok iyi tanımıyoruz ama, biraz daha beklesek..."diye mızırdanmış Sol, içten içe Pep'in daha ısrarcı olmasını dileyerek.
"Beklerim tabii ama Heraklitos'un bir sözü vardır, aynı nehirde iki kez yıkanılmaz; çünkü su akar gider" deyip telefonu kapatmış Pep. Bu entelektüel tehdit karşısında afallayan sarışın Sol'ün Pep'i başka bir kıza kaptıracak gözü yokmuş, bu yüzden naz yapmayı derhal kesip, bir an önce suya set çekmiş.

Yıllar geçmiş, Heraklitos sayesinde başlayan bu ilişkiyle ikisi de büyümüş, olgunlaşmış, Pep diplomat olmuş. O sırada yüksek lisansını yapmakta olan Sol'ün önüne bir gün bir dünya haritası koymuş:
"Şimdi gözlerini kapa ve işaret parmağınla haritadan bir yer seç bakalım" demiş.
"Hmm Nijerya...Şimdi bir kere daha dene"
"Kanada çıktı bu sefer demiş" Sol gülümseyerek.
"İşte benim hayatım aynen böyle olacak, yani eğer sen de istersen BİZİM HAYATIMIZ: Rüzgar nereye götürürse oraya gideceğiz beraber, iki yıl Nijerya'ya, üç yıl Kanada'ya... Böyle bir yaşam seni mutlu eder mi?"
"Ben seninle Fizan'a bile gelirim" demiş Sol. Tanrı, bütün işini gücünü bırakmış, Sol'ü dinliyormuş o gün sanki...

"Dünya" evine girmişler kısa bir süre sonra: dünyada birlikte gidip görecekleri, yaşayacakları ama henüz bilmedikleri nice yerler varmış. Az gitmişler uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler. Soluğu, rahmetli Kaddafi'nin diktatörlüğündeki Kuzey Afrika ülkesi Libya'da almışlar: ülkenin güneybatısında Fizan!


Sol'ün annesi gözyaşlarına engel olamıyormuş:
"Vah vah... ne doktorlar, ne mühendisler istedi kızımı, gitti bu diplomata vardı. Tamam damadım çok şeker, şeytan tüyü var ama kızımı aldı, Zara'nın bile olmadığı bir çöle sürgüne götürdü yahu..." diye dert yanıyormuş. 
Her fırsatta ne yapıp edip bir yolunu buluyor, kızına pek sevdiği yüksek ökçeli ayakkabılar satın alıp, kimi zaman diplomatik kuryeye döner ısmarlamak gibi enteresan yöntemler kullanarak gönderiveriyormuş Afrika'ya. Kızı, Türkiye'yi en iyi şekilde temsil etmeliymiş ne de olsa...
Tiyatro, sinema, bar, alışveriş merkezi vs. hiçbir sosyal hayatın olmadığı Samanlık aşk ve arkadaşlığın gücüyle seyran olmuş. Pep'in kayınvalidesinin kalbi de pek temizmiş hani, iki yıl sonra Zara'nın anavatanı Barselona'ya çıkmış tayinleri. 

İki sene boyunca Sahra'dan çöl kumu taşıyan rüzgar, şimdi Akdeniz'in güzelim iyot kokusunu getiriyormuş Sol ve Pep'in burnuna. Gündüzleri palmiyelerin gölgesinde latin ezgileri mırıldanarak Gaudi'nin muhteşem mimarisinin tadını çıkarıyor, "tapas" barlarda leziz deniz ürünlerini mideye indiriyor, geceleri, iki yıllık çöl sıkıntısının intikamını almak istercesine "Viva la fiesta, viva la noche" diyerek partiliyorlarmış. 

Barselona'dan Türkiye'ye dönmelerine bir sene kala, şahane bir pazar günü, sahilde yürüyüş yapmaya çıkmışlar elele. Deniz kenarında genç kızlar rengarenk askılı elbiseleri, erkekler Menorca adasına özgü sandaletleriyle bu güneşli günü kutlamaktaymış. Ama Sol'ün dikkatini başka bir şey çekmiş aniden: ultramodern, olabildiğince yüksek cart kırmızı bir bebek arabası. Vurulmuş, iki yüz metre daha ilerlemişler ki, bu sefer aynı "pusetötesi"nin patlıcan moru göz kırmış Sol'e. 
"Bu arabayı istiyorum" demiş hiç tereddüt etmeden.
"Nasıl yani? Ortada bebek yok, ne koyacağız bunun içine? En iyisi biz sana bir scooter filan alalım" demiş Pep gülümseyerek. 



Doğru ya, ortada pusetin içine oturtacak "zat" yokmuş. Ama çılgın tüketim jenerasyonun potansiyel annelerinden biriymiş işte Sol, ayağında topuklu ayakkabıları, elinde bu modern puset, Barselona caddelerinde gezmeye takmış kafasını bir kere... 
"Yapalım bari" deyivermiş spontan bir şekilde.
Tabii ya, Boqueria pazarının taze mango ve papayalarıyla beslenecek, Akdeniz koylarında ilk bıcı bıcısını yapacak bir bebek! Neden olmasın?


Sol'ün "Made in Barselona" projesi, sadece üç hafta sonra mucizevi bir şekilde gerçeğe dönüşmüş, fasulye büyüklüğünde belirmiş siyah-beyaz ultrason ekranında. 
"Ben de Türk filmlerinde Fadime, bir gecede nasıl hamile kalır akıl sır erdiremezdim, meğerse ben de bir Fadime'yle evliymişim" diye dalga geçiyormuş Pep.

Ama stilettolu kokoş bir Fadime'ymiş Pep'in karısı, "göbek, sıcak, yorgunluk"  vız gelirmiş ona, nitekim doğumhaneye girdiği son dakikaya kadar fink atmış Barselona caddelerinde. Sol'ün her gün merdivenlerden alelacele inmesine şahit olan Endülüs'lü sevimli apartman görevlisi bile isyan ediyormuş artık bu topuklu sevdasına:
"Mujer(hatun), anladık ilk zamanlarda giydin bunları, ama artık göbeğinden dolayı vücudunun dengesi bozuldu, bir gün gözümün önünde yuvarlanacaksın şu merdivenden, ben perişan olacağım." diye azarlıyormuş onu tatlı tatlı.


Anasının 11 pontluk ayakkabılarla sergilediği hiperaktif performansa daha fazla dayanamayan bebek, 8 aylık açmış gözlerini dünyaya "Hola, Bienvenido"(Merhaba, Hoşgeldin) tezahüratları eşliğinde. Adı gibi gelmiş küçük adam Rüzgar...

Zaman su gibi akıp gitmiş, iki ayaklı Barselona hatırası uyumuş da büyümüş, tıpış tıpış yürümüş derken iki yaşını bitirmiş. Şimdi rüzgar, samba ülkesi Brezilya'ya doğru esiyormuş üç kişilik mutlu aileleri için. 
"Şu oğlanı Brezilya'da prestijli bir futbol okuluna yazdırıp Messi gibi topçu yapsak da hayatımız kurtulsa" diye hayaller kurmaya başlamış bile annesi.

Oldum olası, yazmaya çizmeye pek meraklı olan, hatta hamilelik anılarını 200 sayfalık bir kitaba dönüştüren geveze Sol, sevgili arkadaşlarının yazılarını pohpohlamalarına daha fazla dayanamayıp, Brezilya'ya taşınmalarına aylar kala, bir cesaret "blogger"lığa soyunmuş, olmuş stilettolu anne
Bağımlısı olduğu, henüz biri bitmeden diğeri planladığı seyahat'ler, çatlak hamilelik anılarıyla annelik tecrübeleri ve moda üzerine kendi çapında çizittirmeye karar vermiş. 

Beni yazmaya motive eden dünya tatlısı ailem, arkadaşlarım, hayatımın aşkı ve ilham kaynağım-hayır kocam değil 98 cm.'lik oğlum Rüzgar'ı kastediyorum!- hepinizi seviyorum ve aynı coğrafyalarda olmasak bile sanal alemde beni yalnız bırakmayıp pohpohlamaya devam edeceğinizi umarak güneşli, sıcacık bir "Merhaba" diyorum hepinize!



Güneş












11 yorum:

p00plie dedi ki...

şahane! :)

blogunu çok eğlenerek ve keyifle takip edeceğimize eminim! :)

Basak Sayın Arslanoglu dedi ki...

Hayırlı olsun canım kardeşim, süper bir yazı olmuş.... Devamını heyecanla bekliyoruz. Laf aramızda kaleminin çenen kadar güçlü olduğunu bilmiyordum:)))

Milena dedi ki...

Canim arkadasim, bir tanem, ozelllikle Barselona yazilarini, beraber gecirdigimiz zamanlari tekrar hatirlayip gozlerimin dolacagini bilerek dortgozle bekliyorum.
Seni seven baska bir Stilettolu anne (ve Fadime!)

Peyami Kalyoncu dedi ki...

Bitanecik askim, harika bir yazi olmus. Bir an once unlu bir yazar olman dilegiyle ve buyuk bi keyifle okudum bana cook tanidik gelen bu guzel hikayeyi:) pep

Lulu's life dedi ki...

Sol ! sana asik olabilir miyim ? Dunyanin en guzel seyini yapip beni bulmus olmalisin.. Bir gecede kendime bu kadar yakin hissettigim biri galiba olmamisti.. Nefis, enfes bir is paylasmak.. paylasinca cidden buyuyor insan.. cidden daha da anlamlasiyor hayat ! Pep ve Sol hikayelerine katilmis Ruzgar'a da selam ederim.. harika yaziyorsun.. bir cirpida ask ile okudum.. Brezilya askina haydi dans edelim..

Mutlu haftalar canim
xxx

ahuirem dedi ki...

canım arkadaşım birebir olayların içinden olmama yada senin ağzından dinlememe rağmen keyifle okudum. ablanın dediği gibi çenen kadar sağlammış kalemin. sen o uzak diyarlardan hergün yaz bizde hergün seni takip edelim mesafe diye birşey kalmasın. sen ne kadar uzağa gidersen git hepberaberiz.

Ece Araz dedi ki...

Muhtesem bir anlatım !

Adsız dedi ki...

Bayıldım !

Ece Araz dedi ki...

canım benim harika bir anlatım...

Nuray Aksaray dedi ki...

Salonumuza geldğiniz andaki enerjinizi bu bloğunuzda da görmek mümkün.. Anne olmanın kadın olmaya engel olmadığının br kanıtısınız.Sevgiler
KEYFİ GÜZEL GÜZELLİK SALONU çalışanları:)

Adsız dedi ki...

harika bir yazı tebrik ederim.